|
Üye Girişi
Ana Menü
hava.yaptik.biz
Parola: 869
|
| HABERLER : Taşkent |
| Gönderen Aysberg on 20.06.2010 (65 okuma) |
 Oraları bilmeyen yol iz bilmeye nasıl gidecek oralara..Kime güvenipde yola çıkacak.hayatının riskine girmiş olur.Neden mi?Taşkentde türkleri sevmiyorlar ceplerindeki doları seviyorlar.Bütün bunlar oraya turist çekme girişimi.Birçok sitede oraları merak eden insanları bir şekilde oraya getirtmek ve ceplerini boşaltmak için yapılıyor.Kimse itirazda bulunmasın binlerce örnek gösterebilirim.Daha en başından dönmeye başlıyor çark.Özbekistan davetiyesi alma olayı.Dönmek için uçağa bindiğinizde ancak derin bir oh çekersiniz.Ülkede herşey ucuz gibi görünür aslında türkiyeden çok pahalıdır.Hele birde türk olduğunuzu anlarlarsa 2 dolarlık taksi ücreti 10 dolara fırlar.Aldığınız etin büyük bir olasılıkla at eti ve köpek eti olduğunu sakın aklınızdan çıkarmayın.sorduğunuzda yemin ederler helel et diye ama. Takside müzik son sesdir.şoför bile yolları doğru dürüst bilmez.aniden durup hadi in.benim işim var derse şaşırmayın.otellerde fiyatlar özbeğe farklı yabancılara farklıdır.votkayı çeken direksiyon başına geçer.yollarda insanlar sokakda içki içer.1 dolar için her yalana başvururlar.yabancılara işler bütün bürokrasi.onuda aşmanın tek yolu dolar dır.ee düşmüşsün birkere ellerine.paranın adı orda pul dur.pul herşeyden önce gelir.pul için gencecik kızlar 30 yaş büyük erkeklere verilir ikinci yada üçüncü eş olarak.birçok ülkeden özelliklede araplar ceplerinde dolarla gelip küçücük kızları alıp giderler.babasından ennesinden onaylı olur bu işler.çok vardır adamın 65 yaşında bir avrupalı olupda kızın 17 yaşında tertemiz özbek olduğuna şahit olmak çok kolaydır orada.ve normal karşılanır sübyancılık.evli erkeklerin yüzde sekseni iki evlidir.tuvaletde musluk bulamazsınız yanınızda bir şişe su alın.oğılun babasına güvenipde eşini teslim edemeyeceği bir yerdir.Ne abdest almasını bilirler.nede peygamberin ismini..kendi tarihlerini geçmişlerini kim olduklarını bilmeden sonsuz bir rusya bağımlılığıyla yaşarlar.Lütfen bu tür yazıları yazarken birazcık kendi insanımızı kollayalım.oraların gerçek yüzünü gösterelim.Türkiyede binlerce özbek türkmen kız var çalışmak için gelen.bunlar para kazanıp gitmezler sadece.buradaki bir erkeği kendine bağlar orarlara getirdir.yani para musluğu hep açık kalır.kendi ülkelerinde o türkle evlenirler.soyadlarını değiştirirler.evlenen damat zaten nikah için imzayı atana kadar cebi boşalır.sonra eşini türkiyeye getirir.ama duruuun.kızın gözü açılmış bir kere.bir anda değişir o saygılı o hürmetli bayan.işde o zaman anlarsınız nasıl bir hata yapdığınızı.ama iş işden geçmiş olur.Akıllı olun.sadece gidiş geliş bileti 480 euro.gerisini varın siz düşününDönüş biletinizi ordan almayın bilet yok derler yakın tarihde ama extra para verirseniz hemen bulunuz bir anda bilet.orada thy yollarına işiniz düşmesin türkçe bilen biri yok.görevli arkadaş hep dışarıdadır ne tesadüfse.sizi oradan özbek hava yollarına yönlendirirler.tabelası bile değişmişdi bir ara.neydi biliyormusunuz.TURK HOVO Y'OLLARI neyse düzeltdiler zoraki.Bunlar kadar milliyetci olsak yeter.Özbekistan hakkında sormak istediğiniz her şey için açığım arkadaşlar.Böyle bir sayfada bunu paylaşabilme fırsatını sunan arkadaşlara teşekkür ederim.her konuda sorun cevaplıyayım. |
|
| HABERLER : Bakış Açısı |
| Gönderen yaww on 25.12.2008 (431 okuma) |
Defne arkadaşımızın göndermiş olduğu Bakış Açısı konusu fotoğraf sergisini buraya taşımayı uygun gördüm, resimlere tıklayarak büyük hallerinin keyfini çıkarabilirsiniz.
|
|
| HABERLER : Likya Yolu Arkadaşları |
| Gönderen orhan on 07.09.2008 (425 okuma) |
 27 Eylül- 05 Ekim 2008 tarihleri arasında Fethiye'den başlayan Likya yürüyüşümüze katılmak isteyen sıkı yürüyüşçüler, biz (Orhan-Bülent) orada olmak ve yürüyebildiğimiz noktaya kadar gitmek istiyoruz. Yol ile ilgili her bilgiye açığız. |
|
| HABERLER : Facebook nesli |
| Gönderen defne on 26.09.2007 (1285 okuma) |
Facebook nesli Ramazan'ı bozdu 24/09/2007 (3771 defa okundu) M. Serdar Kuzuloğlu Gazetemizin gayri-resmi teknoloji editörü Kaan Sezyum'un son yazısındaki bir konuyu düzelterek bu haftaki programımıza başlıyoruz: ben MSN Messenger kullanmıyorum! Zuzu namıyla adres listenize eklediğiniz şahıslardan, hal ve hareketlerinden ben sorumlu değilim. Bu mesnetsiz iddiayı bir tokat gibi kendisinin suratına böylece çarpıyorum. Geçelim asıl meselelere. İstanbul dışında da var mıydı bilmiyorum ama eski ramazanları ifa ettiğimiz yıllarda bizim evimizde 'havagazı' adlı bir şey vardı. Bugün bizi Rus'un eline baktıran doğalgaz neyse o zaman da havagazı oydu. Çocuk aklımla havagazı lafını bile kafamda bir türlü oturtamazdım. Hatta mahalleden bir abimiz sahil yolundaki gazhaneyi kastederek içerde yüzlerce işçinin yellenerek bu nimeti evimize yolladığı söylediğinde olabilir mi diye düşünmüştüm (yoksa cidden öyle miydi?). Hatta biraz ocaktan koklamıştım ve fena halde başımı döndürmüştü (yani ikisi arasında çok da fark yoktu cidden). Kafamda o gazhaneye dair canlanan resmi anlatmak; hatta çizmek isterdim ama yakışık alacak cinsten değil; üzgünüm. İşte o yıllarda tam iftar vaktine yakın (her fırsatta çaktırmadan yiyip-içip 'zor dayandım' havalarına giren sahtekâr ben de dahil olmak üzere) kurulduğumuz sofrada yemek ısıtılırken bütün şehir aynı anda yüklendiği için o havagazı ip gibi olur; hatta bazen sönerdi. Sonra kimi zaman sabırla yeniden yakılır, kimi zaman da piknik tüpü denen o milli aksesuvarla olaya devam edilirdi. Şimdi iftar saatinde evde olmak gibi bir şeyi hayal bile edemiyorum. Her gün gazete penceresinden onca insanın o saatte nasıl evine dönebildiğini hayretle seyrediyorum. Dolayısıyla doğalgazda aynı olay tekrar etmekte midir bilemiyorum. Ama artık bambaşka bir detay var. İftar saatinde internet UÇUYOR! Yani hızlanıyor falan demiyorum, uçuyor. Tecrübeyle ve yazılım testleriyle sabit. Millet sofraya kurulunca boşalan hatlarda Serdar kulunuz 1995'ten beri sürdürdüğü 'interneti komple çekmek' projesinde büyük yol kat ediyor. Geceleriyse yatmadan önce cep telefonumdan posta kutuma bağlanarak Facebook mesajlarını temizliyorum. Hay Hak; ne yapıyormuşsunuz bu Facebook.com yokken kim bilir? O onu eklesin, bu bunu eklesin. Hayır, arkadaş ekleyince ne oluyor yani sevap mı yazıyor? Ayrıca bu 'muhabbet içinde olma' meselesinin dost, arkadaş ve tanıdık olma gibi merhaleleri var. Adını bildiğin herkesle bağlanmak nasıl bir hırstır? Bağlansa da bitmiyor. O gruba giriyor, buna bilmem ne yapıyor, ona vampir ısırığı atıyor, ötekini dürtüyor, berikinin fotoğrafını yükleyip yorum yazıyor... Bu Starbucks, MSN ve Facebook olayına vâkıf olabilmiş değilim zaten. Ama en sevdiğim şey milletin Facebook profiline girip arkadaşlarına bakmak. Kimilerinin listesi maşallah manken ajansı kataloğu gibi. Benim gibi tekno-kafa bir adamınkiyse tahmin edeceğiniz cinsten... Güzel fotoğraflı kızların beni arkadaş olarak eklemesini umutsuzca beklerken Ekşi Sözlük'ten SSG'nin arkadaşlık teklifi geldi (listeye bir sap daha!). Onayladım hemen çünkü profili içimi rahatlattı. Benim listede yine bir iki tane kız var, Sedat'ınki maşallah Sofular Hamamı erkekler günü... İçim kıyıldıkça açıyorum onun sayfasını. Eğer bu âlemde SSG 'ying' ise 'yang' da Saan Kezyum (ebcet ile şifreleyecektim ama 'zuzu'nun intikamı olsun!). Sezyum deyince aklıma geldi. Bakın ne diyor büyük sanatçı Arif Altunkaya 'MSN aşkım' adlı eserinde: MSN aşkım, hadi online ol benim aşkım (getir.net/db8). Ramazan münasebetiyle edepli bir YouTube avı seansındayken karşıma bir de Şule Güleç çıktı. Kendisi bir somyada bıngıl bıngıl yuvarlanarak 'parolasını kalbime gömdüm / MSN'im hiç açılmayacak / çevrimdışı görünüyorum / bana şifremi kim hatırlatacak?' sözleriyle beni kaldırdı Puslu Kıtalar Atlası'nın parmağımı yutan bir sayfasına attı (getir.net/db9). Bunları hep iyi niyetli şeyler olarak yorumlamak istiyorum. Zaten şu son Ekin&Soka yazımdan sonra etliye sütlüye bulaşmama kararı aldım (getir.net/dba). Ama yine dayanamadım Şule hanımın eserini MSN'in Türkiye ve bölge başkanına yolladım. Cevapsız bırakmaması bir yana öyle bir sessizliğe girdi ki uzun yıllara dayanan muhabettimizin sallandığı kanısındayım. Bu ramazan yazımı en eski hacker öykümle sonlandırayım. Uzun yıllar önce rahmetli anneannemin bir arkadaşına Hac zamanı Arabistan'dan beş vakit ezan okuyan bir duvar saati hediye gelmişti. İkisi de her gün saati gelsin de başlasın diye başında sabırla bekler, beni de çatlatırlardı. Bir gün dayanamayıp içini açınca gördüm ki içinde bildiğimiz bir kaset var geri alıp alıp çalıyor. Bir sonraki vakitte ezanı bekleyen o iki nurlu insan Deep Purple'dan Smoke on the Water'ı duyunca öyle dehşete düşmüştü ki saat koltuğun kenarına vurularak kırılmıştı. Hani Nil Karaibrahimgil diyor ya, modern zamanlarda aşk dubbidubidu mudur? Ben de işte o 'dubbidubidu'nun peşindeyim nice zamandır. Şen ve esen kalın, hayırlı ramazanlar. |
|
| HABERLER : Likya Yolu için bilgi notu |
| Gönderen morhan on 26.06.2007 (1140 okuma) |
 Değerli arkadaşlar sitenize yeni girdim. Likya yolu ile ilgili ilgilenen arkadaşları bilgilendirmek isterim. Şanslıyım Fethiye"liyim ben ve iki arkadaşımla birlikte Tarihi Antik Likya yolunu belirli zaman dilimlerinde bitirme kararı aldık. Fethiye"den Kekova"ya kadar varabildik. En sevdiğim etaplar birinci gün Montana tatil köyü önende başlayan kabak koyunu içine alan, alıncaya kadar olan bölüm gerçekten görülmeye değer manzarası muhteşem olan yerler olarak hatıralarımızda kaldı Alınca"dan itibaren ge mahallesine kadar birinci günü tamamladık. Ge mahallesinde Çadırımızı kurduk, mehtabın ışıltısayla bütün günün yorgunluğunu atmak için kendimize ödül olarak şaraplarımızı yudumladık. Ertesi gün başlayan Ge mahallesinden Gavurağılını içine alan zorlu bir inişe geçtik. Letoon Antik kentine ulaştık. İlk etabımımız böylece bitirmiş olduk. İkinci etabımız. Bence arkadaşlarım Eray ve İlyas arkadaşlarımın da söylediği gibi ksantos Kalkan etabına başladık. Buralar gerçekten güzel etaplardı, Kalkan"dan itibaren Kaş ilçesine kadar olan bölüm gerçekten görülmesi gereken harika yerler olarak hafızalarımıza kazındı. Böylece ikinci etabımızı da tamamladık, Üçüncü etap olarak Haziran 2007 ayını seçtik. Kaş / Demre etabını bitirmeye karar verdik. Etabımız bu güne kadar olan oldukça kayalık ve sarp yerlerden oluşması nedeniyle en keyifsiz yerlerden olması bizleri bir hayli üzdü ve yordu. Bu nedenle bu etaplarda dolaşacak arkadaşlara önerimiz. Hiç yürümeden Kaş"tan Kekova"ya kadar tekne ile geçmelerini bu yolun çok zorlu ve susuz olması nedeniyle tercih etmemelerini tavsiye ederim. Bir başka etapta görüşmek dileğiyle. |
|
| HABERLER : The Hoax |
| Gönderen PIN on 18.06.2007 (808 okuma) |
 Bu aralar internetten sürekli son filmleri izliyoruz.Sagolsun her gün yeni bir streaming sitesi vizyona bile girmemis filmleri bizlere aninda ulastiriyor.Tabii ki internet hiziniz da belli bi seviyede olmasi gerek. Gecen aksam biri yeni biri eski 2 film izledik.The Hoax ve Rosemary'nin bebegi. Rosemary'nin bebegi zaten bir klasik,anlatmama gerek yok.Izlemeyenler mutlaka izlesin. Burada tavsiye edecegim 2007 yilinda cevrilmis bir Richard Gere saheseri olan The Hoax. Yaklasik tüm izleyenlerden olumlu notlar almis. http://www.rottentomatoes.com/m/hoax/ Bu linke bakmadan neredeyse film izleyemez olduk.Kötüyse bosuna vakit harcamayim diyorsaniz, siz de deneyin.
Aviator'den hatirlayacaginiz 70'lilerin en zengin adami Howard Hughes ile ilgili bir film.Richard Gere basarili olma hayalleriyle yanip tutusan cok zeki(ve bence hala yakisikli) bir yazar.Ama filmdeki basarisi, normal hayatta kendisine ne kadar güvenilmeyecegini de gösteriyor adeta. Izlemediyseniz izleyin.
Baska önerdigim filmler:Prestige,Babil,The Last King of Scotland(e heralde),Being There,The man who was never there,Volver,Apocalypto,Scar Face. Bu aralar en begendigim yönetmen Christopher Nolan.Mementoyu izleyip begendiyseniz mutlaka Following ve Prestige'i de izleyin. |
|
| HABERLER : AYIN KİTABI:SAFRAN SARI |
| Gönderen defne on 12.06.2007 (1021 okuma) |
 | Nerdeyse 2.5 ay oldu ama hala sevgili arkadaşlarımın doğum günü hediyelerini oku oku bitiremedim. Sırada bir de yaklaşık 10 ciltlik 1001 gece masallarının beklediği düşünülürse işim uzun! Bu sefer bahsetmek istedğim kitap İnci Aral'ın Safran Sarı isimli romanı. Henüze bitiremedim aslında ama az kaldı ve sonlara doğru iyiden iyice beni içine çekti bu kitap. Enteresan karakterler, onların yaşamları ve keşisen yolları anlatılıyor. Roman okumaktan keyif alanlara tavsiye ederim. |
Kitabın arka sayfasındaki tanıtım yazısını dah adetaylı fikir vermesi için ekliyorum; Yazarlığının 30. yılında İnci Aral'dan, Türkiye'nin bu zamanlarına dair, kolay unutulmayacak bir roman: Safran Sarı. Genç yaşta yükselmiş bir yatırım uzmanı; eski eser kaçakçısı bir kadın; üniversite mezunu bir telekız. İnci Aral, "Geleceksizlik" üzerine kurduğu romanında bu üç kişinin kesişen yollarını anlatıyor. Safran Sarı; para, güç ve başarı peşinde koşarken kimliklerinden, aşktan ve umutlarından uzaklaşan, en sonunda ruhunu kaybedişinin serüveni... "Safran Sarı; 1994'te yayımlanan Yeni Yalan Zamanlar'da, insanımızın serüvenine, değerler yitimiyle savruluş ve çözülmelerine yönelttiğim bakış açısı ve edebi ilginin 2003'te Mor'la gelişen devamı oldu ve bu iki romanı tamamlayan bir üçleme oluşturdu. Safran Sarı'ya başlarken çağının tanığı olmayı önemseyen bir yazarın yaşadığı yıllara ilişkin izlenim ve duygularının birçok bakımdan ciddi bir bütünlük oluşturduğunu gördüm. Bu yüzden ilk kitabı Yeşil olarak yeniden adlandırdım ve üçlemeyi 'Yeni Yalan Zamanlar' üst başlığıyla tanımlamayı uygun buldum". - İnci Aral Defne |
|
| HABERLER : Haftanın kitabı:ZİRVE YOLCULUĞU |
| Gönderen defne on 02.05.2007 (878 okuma) |
 | 30. yaş günümde hediye gelen ve beni mutlu eden kitaplardan biri Zirve Yolculuğu. Büyük bir keyifle, heyecanla okudum ve tavsiye etmek istiyorum. Kitaba başlamadan önce dağcılar için yazılmış, belgesel tadında bir kitap olduğunu düşündüm ama oldukça sürükleyici, roman tadında diyebilirim. Kitabın yazarı ve baş kahramanı olan Heidi Howkins K2'ye tırmanmayı başarmış 5 kadından biri. Tırmanışa giderken küçük kızını arkada bırakmış ama daha sonradan demişki;
“Karşı karşıya kalabileceğim her türlü soruna karşı hazırlıklı olmam gerekiyordu. Kızım bana müthiş bir güç veriyordu.” |
Kısaca K2 ile ilgili biraz bilgi vermek gerekirse(kitaptan alıntıdır), üst düzey dağcılar için hiçbir zirve, K2 kadar meydan okuyucu değildir. Everest daha yüksek olsa da (sadece 237 metre) K2 daha dik, daha zor ve daha tehlikelidir. Everest’in zirvesine 1300 kez çıkıldı; ancak K2’nin çetin zirvesine, fethedildiği 1954’ten bu yana sadece 183 erkek ve 5 kadın ulaşabildi. Maalesef bu dağcıların en az yirmi biri bir daha geri dönemedi. Howkins, 1998’deki ilk denemesiyle zirveye çıkma girişiminde bulunan az sayıdaki kadından biri oldu. 2000 yılındaki ikinci denemesindeyse zirveye bugüne kadar pek az dağcının başarabildiği Alpin stilde, yani taşıyıcı ya da oksijen desteği olmaksızın tırmanmaya kararlıydı. Herkes gibi o da tehlikelerin bilincindeydi. Çarpıcı fotoğraflar da içeren bu kitapta bir zirve mücadelesinin ve ona eşlik eden ruhsal bir yolculuğun çarpıcı öyküsü yer alıyor. Defne |
|
| HABERLER : Görsel DNA analizi |
| Gönderen defne on 30.03.2007 (1853 okuma) |
| Sevgili kardeşim sayesinde gördüğüm bu site, herşeyden öte tasarımı ile beni büyüledi. Görsel DNA'nızı, seçtiğiniz resimler ile çözümleyen sitede, aslında tüm resimler öyle güzel ki, sizi kısa bir süre de olsa gerçek hayattan uzaklaştırıyor. Veee sonuçta aşağıda görmekte olduğunuz çözümlere ulaşıyorsunuz. işte girmeniz gereken site bu; http://dna.imagini.net/friends/ :)) | |
 |
|
|
|
Çevrimiçi
13 kişi çevrimiçi ( 2 kişi HABERLER bölümünde) Üye: 0 Ziyaretçi: 13 devam...
En Katılımcı Üyeler
Yeni Üyeler
|
|