Facebook nesli Ramazan'ı bozdu
24/09/2007 (3771 defa okundu)
M. Serdar Kuzuloğlu
Gazetemizin gayri-resmi teknoloji editörü Kaan Sezyum'un son yazısındaki bir konuyu düzelterek bu haftaki programımıza başlıyoruz: ben MSN Messenger kullanmıyorum! Zuzu namıyla adres listenize eklediğiniz şahıslardan, hal ve hareketlerinden ben sorumlu değilim. Bu mesnetsiz iddiayı bir tokat gibi kendisinin suratına böylece çarpıyorum. Geçelim asıl meselelere.
İstanbul dışında da var mıydı bilmiyorum ama eski ramazanları ifa ettiğimiz yıllarda bizim evimizde 'havagazı' adlı bir şey vardı. Bugün bizi Rus'un eline baktıran doğalgaz neyse o zaman da havagazı oydu. Çocuk aklımla havagazı lafını bile kafamda bir türlü oturtamazdım. Hatta mahalleden bir abimiz sahil yolundaki gazhaneyi kastederek içerde yüzlerce işçinin yellenerek bu nimeti evimize yolladığı söylediğinde olabilir mi diye düşünmüştüm (yoksa cidden öyle miydi?). Hatta biraz ocaktan koklamıştım ve fena halde başımı döndürmüştü (yani ikisi arasında çok da fark yoktu cidden). Kafamda o gazhaneye dair canlanan resmi anlatmak; hatta çizmek isterdim ama yakışık alacak cinsten değil; üzgünüm.
İşte o yıllarda tam iftar vaktine yakın (her fırsatta çaktırmadan yiyip-içip 'zor dayandım' havalarına giren sahtekâr ben de dahil olmak üzere) kurulduğumuz sofrada yemek ısıtılırken bütün şehir aynı anda yüklendiği için o havagazı ip gibi olur; hatta bazen sönerdi. Sonra kimi zaman sabırla yeniden yakılır, kimi zaman da piknik tüpü denen o milli aksesuvarla olaya devam edilirdi.
Şimdi iftar saatinde evde olmak gibi bir şeyi hayal bile edemiyorum. Her gün gazete penceresinden onca insanın o saatte nasıl evine dönebildiğini hayretle seyrediyorum. Dolayısıyla doğalgazda aynı olay tekrar etmekte midir bilemiyorum. Ama artık bambaşka bir detay var. İftar saatinde internet UÇUYOR! Yani hızlanıyor falan demiyorum, uçuyor. Tecrübeyle ve yazılım testleriyle sabit. Millet sofraya kurulunca boşalan hatlarda Serdar kulunuz 1995'ten beri sürdürdüğü 'interneti komple çekmek' projesinde büyük yol kat ediyor.
Geceleriyse yatmadan önce cep telefonumdan posta kutuma bağlanarak Facebook mesajlarını temizliyorum. Hay Hak; ne yapıyormuşsunuz bu Facebook.com yokken kim bilir? O onu eklesin, bu bunu eklesin. Hayır, arkadaş ekleyince ne oluyor yani sevap mı yazıyor? Ayrıca bu 'muhabbet içinde olma' meselesinin dost, arkadaş ve tanıdık olma gibi merhaleleri var. Adını bildiğin herkesle bağlanmak nasıl bir hırstır? Bağlansa da bitmiyor. O gruba giriyor, buna bilmem ne yapıyor, ona vampir ısırığı atıyor, ötekini dürtüyor, berikinin fotoğrafını yükleyip yorum yazıyor...
Bu Starbucks, MSN ve Facebook olayına vâkıf olabilmiş değilim zaten. Ama en sevdiğim şey milletin Facebook profiline girip arkadaşlarına bakmak. Kimilerinin listesi maşallah manken ajansı kataloğu gibi. Benim gibi tekno-kafa bir adamınkiyse tahmin edeceğiniz cinsten... Güzel fotoğraflı kızların beni arkadaş olarak eklemesini umutsuzca beklerken Ekşi Sözlük'ten SSG'nin arkadaşlık teklifi geldi (listeye bir sap daha!).
Onayladım hemen çünkü profili içimi rahatlattı. Benim listede yine bir iki tane kız var, Sedat'ınki maşallah Sofular Hamamı erkekler günü... İçim kıyıldıkça açıyorum onun sayfasını. Eğer bu âlemde SSG 'ying' ise
'yang' da Saan Kezyum (ebcet ile şifreleyecektim ama 'zuzu'nun intikamı olsun!).
Sezyum deyince aklıma geldi. Bakın ne diyor büyük sanatçı Arif Altunkaya 'MSN aşkım' adlı eserinde: MSN aşkım, hadi online ol benim aşkım (getir.net/db8).
Ramazan münasebetiyle edepli bir YouTube avı seansındayken karşıma bir de Şule Güleç çıktı. Kendisi bir somyada bıngıl bıngıl yuvarlanarak 'parolasını kalbime gömdüm / MSN'im hiç açılmayacak / çevrimdışı görünüyorum / bana şifremi kim hatırlatacak?' sözleriyle beni kaldırdı Puslu Kıtalar Atlası'nın parmağımı yutan bir sayfasına attı (getir.net/db9). Bunları hep iyi niyetli şeyler olarak yorumlamak istiyorum. Zaten şu son Ekin&Soka yazımdan sonra etliye sütlüye bulaşmama kararı aldım (getir.net/dba). Ama yine dayanamadım
Şule hanımın eserini MSN'in Türkiye ve bölge başkanına yolladım. Cevapsız bırakmaması bir yana öyle bir sessizliğe girdi ki uzun yıllara dayanan muhabettimizin sallandığı kanısındayım.
Bu ramazan yazımı en eski hacker öykümle sonlandırayım. Uzun yıllar önce rahmetli anneannemin bir arkadaşına Hac zamanı Arabistan'dan beş vakit ezan okuyan bir duvar saati hediye gelmişti. İkisi de her gün saati gelsin de başlasın diye başında sabırla bekler, beni de çatlatırlardı. Bir gün dayanamayıp içini açınca gördüm ki içinde bildiğimiz bir kaset var geri alıp alıp çalıyor. Bir sonraki vakitte ezanı bekleyen o iki nurlu insan Deep Purple'dan Smoke on the Water'ı duyunca öyle dehşete düşmüştü ki saat koltuğun kenarına vurularak kırılmıştı.
Hani Nil Karaibrahimgil diyor ya, modern zamanlarda aşk dubbidubidu mudur? Ben de işte o 'dubbidubidu'nun peşindeyim nice zamandır. Şen ve esen kalın, hayırlı ramazanlar.